yine midem ağrıyor.. çok ağrıyor, bulanıyor.. sıkıldım bu halden, üzülmekten sıkıldım.. ağlamaktan.. ne zaman evime gelsem bütün bunlar daha fazla oluyor. daha fazla üzülüyorum, ağlıyorum.. eve gelmek istemez oldum artık tamamen.. ne oluyorsa bu evde oluyor.
çok ağrıyor ya napsam ki.. hastane iğne falan fayda edermi ki? sanmam ne değişecek ki.. böyleyken bu durumdayken.. ölümümüze az kaldı zaten sabret midecim :)) .. sende bende kurtulcaz bu ağrılardan artık.. bu sıkıntılardan gözyaşlarından.. 21 yılım geçti gitti.. en az 7 yılı falan ağlamakla geçmiştir. özür dilerim kendimden bi mutlu edemedin. hep üzmelerine izin verdim, ağlatmalarına .. kimin buna hakkı vardı peki..hiç kimsenin.. neden izin verdim bana bunu yaşatmalarına yapmalarına.. ben bu kadar değersizmiydim ki bu kadar önemsiz.. kimsenin kaybetmekten korkmadığı, umursamadığı biri nasıl oldum ben.. nasıl üzebildiler, ağlatabildiler, kıyabildiler, acıtabildiler.. gerek var mıydı hiçte birşey yapmamışken ben kimseye.. ne zevk aldılar bu kadar acıtıp ağlatınca beni.. mutlu mu oldular.. olmuşlar demek ki devam ettiklerine göre. nasıl ya kendimiş zavallı gibi hissediyorum. yine nefret ediyorum kendimden nasıl bunlara izin verdim diye.. nasıl bunlar bana olur diye..benim aptallığım ama benim salaklığım izin vermeseydim yapamazlardı böyle .. kusucam galiba.. :S:S
28 Ağustos 2011 Pazar
19 Ağustos 2011 Cuma
Köşedeki Büfe
Sermestin o gece yine şarabı bitti. İçi daraldı.
Köşedeki bakkala gitti. Gecenin aşkların üstünü örten, yıldızları yok etmiş karanlığında...
Boş sokakların duygusuz kaldırımlarında aşksızlıktan soğumuş havayı içine çekerek ilerledi.
Büfeye vardı.
- Her zamankinden...
- Yine dertlisin galiba.
- Aşk bu kadar zor mudur be abi?
- Her zaman zordur.
Köşedeki bakkala gitti. Gecenin aşkların üstünü örten, yıldızları yok etmiş karanlığında...
Boş sokakların duygusuz kaldırımlarında aşksızlıktan soğumuş havayı içine çekerek ilerledi.
Büfeye vardı.
- Her zamankinden...
- Yine dertlisin galiba.
- Aşk bu kadar zor mudur be abi?
- Her zaman zordur.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Bir Zamanlar
Bundan çok önce bi kısa hikaye yazmıştım sözlüğün birinde. İstanbul içindeki bi aşkı anlatıyordu.
"sevipte kavuşamayanları simgeleyen bir şehirdir.
boğaz'ın iki yakası asya ve avrupa birbirine aşıktır. avrupa teknolojiyi yakından takip eden entelliğin mına koymuş, gözlüklü, modern, giyimine özen gösteren erkek, asya narin ellerini tarlalarda toza toprağa bulayan, al yanaklı köylü güzeli...
kız kulesi görenin aşık olduğu, truvalı helen'e taş çıkaran, fıstık gibi bir hatun, galata kulesi mağrur, cesur, delikanlı bir abidir. bu ikisi de içten içe birbirlerine yanıktır.
ikisi de kavuşamaz ama. avrupa asya'nın gerdanına konduramaz öpücüğü, kız kulesi sarılamaz galata'ya. mecnun'la leyla, ferhat ile şirin hepsi hikaye hepsi ya birbirine kavuşur ya kavuşmadan aşkları söner ya da araya ölüm girer.
lakin benim bahsettiğim aşıklar kıyamete kadar öyle durur. ne bir adım ileri ne bir adım geri. inşallah kıyamet günü buluşurlar."
Ben beni Galata Kulesi yerine koyan gözümde, gönlümde Kız Kulesi olan bi kadın buldum. hikayedekinin tersine biz buluştukta. Bende çok sevdim. Çok hata da yaptım. Onun gözüne çok battı. Yüreğine çok oturdu. Bahanem ne olursa olsun yaptığım büyük hataların etkilerine birşey demedim. Diyemem de haksızken ama o hataların oluşturduğu ortamda en ufak şeylerde onun gözünde büyüdü. Onun yaptığı hataları ben büyütmemiştim çünkü kaybetmek istemiyordum. Tepkim ne olursa olsun ertesi güne aşkım diyerek başlamaya çalıştım ve başladım da. O bunu yapmadıkça sevgisinden yedi. O sevgisinden yedikçe gözündeki Galata Kulesi zamanla cılızlaştı.
Zaman geçti. En sonunda Sarayburnu'ndan Kız Kulesi'ni seyreden bi şarapçı oldu çıktı. Adını soranlara Sermest dedi ama sermestliğinin aşktan geldiğini söylemedi hiç.
"sevipte kavuşamayanları simgeleyen bir şehirdir.
boğaz'ın iki yakası asya ve avrupa birbirine aşıktır. avrupa teknolojiyi yakından takip eden entelliğin mına koymuş, gözlüklü, modern, giyimine özen gösteren erkek, asya narin ellerini tarlalarda toza toprağa bulayan, al yanaklı köylü güzeli...
kız kulesi görenin aşık olduğu, truvalı helen'e taş çıkaran, fıstık gibi bir hatun, galata kulesi mağrur, cesur, delikanlı bir abidir. bu ikisi de içten içe birbirlerine yanıktır.
ikisi de kavuşamaz ama. avrupa asya'nın gerdanına konduramaz öpücüğü, kız kulesi sarılamaz galata'ya. mecnun'la leyla, ferhat ile şirin hepsi hikaye hepsi ya birbirine kavuşur ya kavuşmadan aşkları söner ya da araya ölüm girer.
lakin benim bahsettiğim aşıklar kıyamete kadar öyle durur. ne bir adım ileri ne bir adım geri. inşallah kıyamet günü buluşurlar."
Ben beni Galata Kulesi yerine koyan gözümde, gönlümde Kız Kulesi olan bi kadın buldum. hikayedekinin tersine biz buluştukta. Bende çok sevdim. Çok hata da yaptım. Onun gözüne çok battı. Yüreğine çok oturdu. Bahanem ne olursa olsun yaptığım büyük hataların etkilerine birşey demedim. Diyemem de haksızken ama o hataların oluşturduğu ortamda en ufak şeylerde onun gözünde büyüdü. Onun yaptığı hataları ben büyütmemiştim çünkü kaybetmek istemiyordum. Tepkim ne olursa olsun ertesi güne aşkım diyerek başlamaya çalıştım ve başladım da. O bunu yapmadıkça sevgisinden yedi. O sevgisinden yedikçe gözündeki Galata Kulesi zamanla cılızlaştı.
Zaman geçti. En sonunda Sarayburnu'ndan Kız Kulesi'ni seyreden bi şarapçı oldu çıktı. Adını soranlara Sermest dedi ama sermestliğinin aşktan geldiğini söylemedi hiç.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)