29 Haziran 2011 Çarşamba

RÜYA

Hafiften yağmurlu bir gündü. Aheste adımlarla yürüyordu: Elleri ceplerinde, dilinde eskilerden, beter mi beter bir şiir.

Aslında hikaye uzun yıllar öncesine dayanıyor. Orda başlıyor ve başladığı yerde biten bir nokta gibi orda bitiyor.

Başkasının yardımına gittiğinde büyüyen ufak bi çocuktu. Yüreği farklı çalışıyordu. olmadık alakasız acıları içine alabiliyordu. Oğuz Atay Tutunamayanlar'da demiş ya:

eller bosta kaliyor, tutunamiyorlar topraga
anlatamiyorlar anlatilamayani.
anlatmak gerek: dusman sarmis her yani
boyle adama
(darilma ama)
yaklasmaz hicbir guzellik,
dogdugu gunden bu yana kalbinde bir delik,
almak icin butun sizilari icine.
her zaman utanmistir baskalari yerine.
elim varmiyor yazmaya, inmeyelim derine.

diye. İşte o hesap. O da böyle birşey olduğunu tahmin ediyordu. Başta aldırmadı. Çocukça bi umursamazlık vardı onda ki çocuk olmadığını hiç savunmadı zaten. Herkese çocuk olamadı. daha sonra boşluğu içten içe hissetti. Kaldıramayacağı yüklerin altına girdikçe o boşluğu daha çok hissetti. Bundan anlasa anlasa doktor anlar dedi. Gitti.

- Doktor yüreğim delik galiba. Bi baksana sen anlarsın.
- Stoteskopla bi dinleyelim bakalım evladım.
- Neyim varmış doktor, açık açık anlat. delikmiş dimi.
- Gel senle biraz dolaşalım. Bende sana olanları anlatayım.

Hastaneden çıktılar bahçeye. Çoğu bilmez hastane bahçelerindeki uçurumu. Onlar o uçuruma gitti. Doktor konuşmaya başladı.

- Evladım korktuğun gibi bişey değil.
- Peki ben neden öyle bi boşluk hissettim.
- Sen hissedemzsin ki...
- Ne demek oluyor bu!
- Senin kalbin yok.
- Nasıl yok! Herkesin bir kalbi vardır.
- Seninde var elbet. yüreğinde, yarınında şu uçurumun dibinde.
- Nasıl yani. Nasıl inerim oraya?
- Atlaman lazım.

dedi ve gitti doktor. Çocukta uçurumun ucunda öylece kalakaldı. günler, haftalar geçti uyumadı. Orda bekledi. Hep düşündü. "Atlarsam" dedi, "Yarınım olmaz."

Kararını verdi. Yüreği, yarını onu bulana kadar orda kalacaktı ama bunun ne zaman olacağını bilmiyorudu. Yarını bilmiyordu.

Haftalar sonra uykuya daldı. Uyanmamasına. Bir peri masalını yaşıyordu rüyalarında. Alice'in harikalar diyarı'na misafir oyuncu olarak katılmıştı sanki. Polyanna rolünde bir pisimist, sermest... Her daim sermestti de bi gün iyice kafayı bulunca uzaklardan bir ses duydu.

"Zamanımız kalmadı. Herşeyi çöz en kısa zamanda. en kısa yoldan dolan... yalan..."

Yıllar geçti. Uyanmadı. Hayalle gerçek birbirine girdi. Uyanmadı. Uyanık bi çocuk değildi zaten ama böyle de uyunmazdı.

Yakınlarda bi zaman uyandı. Uyandığında ise "
herşey" değişmişti. O hariç...
AŞK'IN EN ACI HALİ..

Aşk bu defa çok acıtmıştı. Hiç tahmin etmediği kadar, ondan beklemediği kadar, beklide daha önce hiç yaşamadığı kadar.. hatta evet daha önce kimse böle acıtamamıştı onu..
Bu Aşk farklıydı. Gözünde, gönlünde… çok başkaydı.. ama kendini sıradanlaştırmayı seçmişti Aşk. O bunu hiç istemediği halde Aşk bunu yapmak için diretmişti. Sonunda başarmıştı da.. artık o Aşkta diğer aşklar gibi olmuştu. Acı veren, gözyaşı döktüren, nefes almayı zorlaştıran, beyni uyuşturan… hatta diğerlerinden daha farklıydı.. Aşk hakliydi bir keresinde ona ben başkası gibi olmam daha kötü olabilirim belki ama başkası gibi asla demişti.. bu tam anlamıyla Aşkın en acı haliydi.
Yaktı, yıktı, ezdi, geçti ama gidemedi. Gitmesini de isteyemedi.. engel olan bir şeyler vardı.. gitmesine de, isteyememesine de.. ama Aşk kendisine duyulan sonsuz güveni kırmamış mıydı? Neden gitmesini isteyememişti? Yada çok acıtmamış mıydı Aşk onu, ağlatmamış mıydı ? ama olmadı yapamadı. Git, bitti diyemedi. Aslında o derdi böyle biri değildi. Bu sefer neden yapamamıştı ki? Çok mu sevmişti? Çok mu inanmıştı? Çok mu aşıktı? Bilmiyordu hiçbir şey bilmiyordu. Ona hayatının beklide en büyük acısını yaşatanı, Aşk’ı yine de yanında istiyordu. Canı acısa da o yanında olmalıydı. Ne yapmalıydı???
Aşk belki de hatasını anlamıştı ama çok geçti. Hiç bir şey eskisi gibi değildi artık. Bir kere kırmıştı o güveni, paramparça etmişti. Sıradanlaştırmıştı o sevgiyi. Belki de artık ne yapsa boştu. Ama yinede git diyemiyordu aşk’a. Git diyemiyordu ama içtenlikle kal da diyemiyordu. İkisine de engel olan bir şeyler vardı içinde.. hazmedemediği şeyler, sorular, sorular, sorular… hiçbir zaman cevaplanamayacak kadar çok soru vardı kafasında.. cevaplansa bile asla tam anlamıyla inanmayacaktı.. aklı almıyordu. Aşk bunu ona nasıl yapmıştı.. düşündükçe canı acıyordu. Her seferinde bir öncekinden daha fazla hemde.. kalbi çok kırılmıştı.. nasıl düzelirdi ki.. ya aşk bu hatayı bir kez daha yaparsa. O zaman ne yapacaktı? Yine yeniden daha çok acıyacak, daha çok yıkılacaktı.. beklide sonrasında o acıyla telafisi olmayan hatalar yapacaktı.. ama yine o’na olacaktı olan..
Artık Aşk’tan korkuyordu. O çok sevdiği, çok değer verdiği, sadece bakarak mutlu olduğu Aşk’tan korkuyordu. O, o değildi artık. Çok değişmişti. Kendisi gibi olamıyordu. İçinden gelenleri söylemesine engel olan bir şeyler vardı. Unutamıyordu olanları.. unutmak en çok istediği şey olsa da olmuyordu. Zamandı belki de bunun ilacı gerçekten. Ama onun buna tahammülü yoktu. Hep derdi zaten sabırsızım ben diye. Zamana bırakmak en sevmediği şeydi. Ama bu sefer elinden gelen başkada bir şey yoktu. Peki değecek miydi? Zamana bıraksa unutmaya çalışsa.. ya yine olursa.. tekrar.. bu düşünceye bile dayanamıyordu.. çünkü Aşk’ın en acı halini görmüştü, bir kez daha buna katlanamazdı.. hem zaten anlayamıyordu. Onu çok sevdiğini söyleyen Aşk nasıl ona bunu yapabilmişti? Nasıl en değerlim dediğini bu kadar acıtabilmişti? bu kadar kırabilmişti?

Bilmiyordu.. hiçbir şeyi.. ama inanmak istiyordu Aşk’a yeniden. Söz vermişti Aşk ona düzeltecekti her şeyi.. yapabilecek miydi gerçekten? Eskisi gibi olabilecekler miydi? Aşk’ın gözlerine baktığında sadece onu görebilecek miydi? Yine eskisi gibi sevgiyle, aşkla bakabilecek miydi? Aklındakiler gidecek miydi? Kalbindekiler ya.. izleri kalmayacak mıydı?
Bunların olmayacağına inanmayı tercih etmişti. Aşk’ına bir kez daha inanmayı seçmişti o. Sonunda ne olursa olsun en azından Aşk’ım için her şeyi yaptım diyebilecekti o. Ama bu sondu.. bir kez dahasına katlanamazdı, katlanmazdı.. biliyordu.. hatta tek bunu biliyordu..

Aşık olduğu Aşk’ını istiyordu o. Çok sevdiği, güvendiği.. hep yanında olmak istediği, sürekli düşündüğü Aşk’ını.. mümkün müydü peki? ?? Aşk bunlar yapabilecek miydi? Düzeltebilecek miydi? Soru işaretleri olsa da inanmayı tercih etti.. zamandaydı bütün bu soruların cevapları..

Aşk bundan daha acı olamazdı.. olmamalıydı..

S.O.S. (Sen Ol Sade) Yeter