25 Temmuz 2011 Pazartesi

. . . .


Ağladım.. yine cok ağladım.. saatlerce, günlerce ağladım.. sonra gözlerimden yaş gelmez oldu. İçten içe ağladım. İçimde biriken gözyaşımda boğuldum.. çok çırpındım. Kurtarın dedim. Kimse gelmedi, kimse yoktu. Bir tek ben vardım.. ağlatanda bendim, ağlayanda,boğanda, boğulanda bendim.. ama kurtaramadım kendimi.. yapamadım..
Anlattım.. çok anlattım, yine çok konuştum.. sayfalarca yazdım,, yazdım yazdım. Sonra okudum.. anladım. Ama anlatamadım.. ben anladım. Kimse anlamadı beni, yazdıklarımı, anlattıklarımı, hissettiklerimi..
Canım yandı. Çok yandı, dayanamam dediğim kadar yandı. Defalarca ölümü  düşündürecek kadar çok yandı.. sonra gecti. Ama her nefes alışımda bişeyler battı.. bana hep hatırlattı.. canım yine acıdı. Ama o kadar çok değildi. Ölümü düşündürecek kadar çok.
Güldüm.. çok güldüm.. kahkahalar attım.. inlettim ortalığı gülüşümle. Sonra sustum. Gülemedim. Tebessüm bile edemedim.. kahkahalarımın yerini sevmediğim, bana ait olmayan sessizlik aldı..
Sevdim.. çok sevdim.. cok seviyorum dahası olamaz dedim daha çok sevdim. En çok.. sonra durdum. Napıyorum ben dedim. Bu ben değilim. Bunca sevmek beni benden etmişti. Kendimi sevmez olmuştum.. ama bişey değişmedi. Hergün dahada çok sevdim, acıttıkça bağlandım, ağlattıkça sahiplendim, istemedikçe özledim..
Acıttım. Biliyorum çok acıttım. Hatalar yaptım. Üzdüm, kırdım, anlamadım beklide.. sonra düşündüm. Neden yaptım dedim.. farkında değildim hiç birinin.. olmuş hepsi ben bilmezken, severken, kendimi kaybetmişken.. düzelicem dedim, yapmamalıyım dedim yine yaptım, sevdikçe hata yaptım, daha cok sevdikçe üzdüm, boğdum, bunalttım, uzaklaştırdım, sevgisini bitirdim beklide. İstemeden yaptım ama AŞK yaptırdı ben yapmadım hatta.
Kıskandım.. cok kıskandım, herkesten her şeyden kendinden, kendimden kıskandım.. yaşadığı şehirden, gittiği okuldan, su içtiği bardaktan kıskandım.. o yanındaydı, ben değildim.. sonra gördüm ki kıskançlık yerini kendini kaybetmeye bırakmış. Onu kaybetmeye.. ben zaten kaybolmuştum, ama o , o olmamalıydı. Kaybedemezdim.. bu yüzden daha çok kıskandım, daha çok kaybettim, sevgisini, saygısını, ilgisini..
Eğlendim. Çok eğlendim sonuna kadar eğlendim, oynadım, dans ettim. Dansa aşıktım çünkü onsuz yapamazdım. Sonra daha cok sevdiğim dansı istemedi aramızda. Hiç istemedi. Aşkımdan vazgeçtim.. dans aşkımdan.. ama onun aşkından vazgeçemezdim.. o farklıydı.. beni ben yapan kendimi buldugum dansı istemese bile..
Özledim.. çok özledim. O kadar çoktu ki.. sonra özlemekten başka bişey olduğunu gördüm daha öte bişey.. acıtan bişey..
İstedim.. sadece onu istedim. Onla olmak istedim. Hata mı ettim.. baskası olmasın istedim.sonra değişmedi yine istedim.. dahada çok istedim.. ondan ayrı gecen her an için daha cok o olsun istedim.. olmadı. Olmıcaktıda..
İçtimmm.. içiyorummmmm.. içeceğim.. sonra.. daha fazla.. daha daha fazla.. o gelene kadar, o olana kadar, onla olana kadar…….

20 Temmuz 2011 Çarşamba

......


Ben yine ben değilim. Yine beni benden aldılar. Sevmediğim bi hal içindeyim.. kendimi bu kadar özleyebileceğimi hiç düşünmemiştim.. bu kadar acıtabileceklerini de tabi. Suçlu ben miyim ? herkese göre benim beklide ona göre bile benim. Sen yaptın oluyor hiçbir şey yapmamışken..

ne zaman ? eskisi gibi olma durumum var mı? Yada ölme.. bu arada kalmışlık çok acıtıcı. Can yakıcı. Ne mutlusun, ne mutsuz.. bir an çok mutlusun daha o mutluluktan hevesin geçmeden acı kapında, karşında.. ben mi ağır yaşıyorum acaba acıyı? Ellerimin titremesi, gözlerimin defalarca dolup boşalması, nefes alamama, kalp sıkışması falan.. abartı mı? Elimde değil ama.. o anı yaşayacağıma ölmeyi bile tercih edebilirim. Hemde en acı verici şekliyle.. yine ölümü düşünmeye başladım.. yok yok bu kesin ben değilim.. nerdeyim peki? Ben nerdeyim? Naptılar bana, neden yaptılar? Kimin ahı ki bu olanlar? Neden ben? İnsan acısız mutlu olamaz mı ki anlayamadım bu durumu bir türlü?
Kimseye de bir şey yapmadım ben aslında. Hiç kimseye.. böle mutlu olmasın, yüzü gülmesin diyecek kimse yok arkamda bıraktığım, olmamalı. İyi biri bile sayılabilirim öyle görünmesem de. Yardımcı olmayıda severim elimden geldiğince, kötü de düşünmem kimseye bana zarar vermediği müddetçe. İyiyim ben yaa. ama bak mutlu olamıyorum yine.. yine acı. Her an bir yerden karsıma çıkan acılar…

Böyle değildim değildim. Tamam çok karamsarım, tamam umutsuzumdur çoğu zaman, ama hep neşeliydim. Kimse bilmezdi bu hallerimi. Ama artık saklayamaz oldum. O kadar dayanamıyorum ki artık.. o kadar acıyor ki her seferinde daha fazla, daha da eskilerle birleşip bütünleşerek.. unutmak istiyorum. Unutmaya da çalışıyorum ama olmuyor işte. Unutturmuyorlar gülen yüzümden, mutlu olduğum anlardan başkasını..

konunun özü. Kendimi özledim. Beni bana verin artık, başkasını değil kendimi istiyorum bu kez.. gülümsemelerimi istiyorum, gözyaşlarımdan çok sıkıldım artık, mutluluktan içimin kıpır kıpır olmasını istiyorum, halsiz yorgun acı çeker bir halde olmaktan da sıkıldım fazlasıyla..bir kez daha gelmeyeceğim sonuçta dünyaya en iyi en mutlu en güzel şekilde yaşamak istiyorum elimde hala fırsatım varken.
öyle daha çok seviyordum kendimi.. bu halimi sevemedim sevemeyeceğimde.. zarardan başka bir şey vermedi bana, küçümsenmekten başka, haksızlıktan, hatalı olmaktan başka.. çevremdekiler gibi mutlu olmak istiyorum, üzülmeden mutluluklarını diledikleri gibi yaşayanlara hevesliyim bir gün olur mu ki benimde demekten bile sıkıldım artık.. bekleyen bir şeyler var ileride umutluyum deyip , bekleyen şeylerden gelen acılardan da sıkıldım.. artık var eminim diyemiyorum.. bunu diyebilen beni özledim, her şeye rağmen umutlu olan, inanan beni… inanmak istiyorum, koşulsuz şartsız inanmak, güvenmek. Yalansız yaşamak istiyorum riyasız. Yoruldum. Çok yoruldum. Gülümsemeye bile gücüm kalmadı. Dinginlik istiyorum. Huzur istiyorum. Ölmem gerekmez ya bunun için dimi yaşarken de mümkün mü????

13 Temmuz 2011 Çarşamba

:'(

Bir hal var sende?? Öyle mi? Ne oldu hoşuna gitmedi mi bu hal? Canını mı sıktı? Benimde canım sıkılıyor.. sana bir şey soracağım. unutmak için ilaç var mı? Ha şu saçma cevap olan zamandan başka. O sadece acı veriyor, daha çok acıtıyor, yerli yersiz hatırlatıyor, gereksiz huzur kaçırıyor, can sıkıyor vs vs.. var mı bir çözüm? Unutabilmek için.. şu hani ‘sil baştan’ diye bir film vardı ya.. oradaki gibi.. sildirebilir miyiz istemediğimiz anları, anıları, kişileri ?  

 
        yada zamanı geri alabilir miyiz daha az acılı yasamak için, keşke dememek için, hata yapmamak için, daha sonra unutmak veya unutulmasını istemeyeceğimiz şeyler yapmamak için ? hadi bunu yapalım en azından. Yada razıyım her nasıl olacaksa, her türlü fiziksel acıya razıyım. Bu şey geçsin yeter ki, bu acı veren, hatırlatan şey… artık canımı yakmasın, nefes almama engel olmasın, aklıma geldikçe gözlerim dolmasın.. unutayım gitsin bitsin.. niye bu kadar zor yaa niye hemen unutamıyoruz??  



           Sıkıldım, sıkıldın da biliyorum.. beklide benden daha çok acı çekiyorsun yaptığın için, olmasaydı diyorsun, olmasaydı da bunca lafa, tribe, soğukluğa maruz kalmasaydım, duymasaydım bunları, bu kadar sıkılmak, bunalmak zorunda olmasaydım.. böle her an neye laf edecek yada kızacak korkusuyla konuşmasaydım, mesaj atmasaydım.. bir kafes içinde yaşıyor gibi olmasaydım, soyutlanmış hissetmeseydim… ama elimde değil.. sanki yapmazsan bunları yine acı hissedecekmişim gibi yine yaşayacakmışım gibi o olanları.. kendimce önlem buda. Ama neye yarar ki. Sen bir şey yapmak istedikten sonra ben ne yaparsam yapıyım fayda etmez biliyorum.. biliyorum ama yapıyorum da.. çünkü unutamıyorum.. silip atamıyorum, hemen atlatamıyorum..


        4 ay önceki kazayı bile hala atlatamadım ki onda canım bu kadar yanmamıştı, hatta hiç yanmamıştı bunun yanında..hala yanımdan bile hızla geçen araba varken kötü oluyorum.. bunu nasıl atlatayım hem bu kadar yeniyken bu kadar acıtmışken bu kadar ummadığım birinden gelmişken bu acı.. çok daha zor.. ben yapamıyorum var mı senin bildiğin bir şey.. unutabilmek için yapacağım yapmam gereken? Hipnoz mu yaptırsam unutur muyum o zaman? İlacı var mıdır ki uzunca süre alsam, tadı acı da olsa olur hani o küçükken içmekten kaçtığımız ama zorla içtiğimiz şuruplar gibi.. en sevmediğim vardı bir tane böyle bal renginde iğrenç tadı vardı. Ona bile razıyım..  

Kurtar beni. Yardım et. Unutmam için, bunun geçmesi için. Ben böyle biri değildim. Çok aciz, güçsüz hissediyorum. Bunları yazmayı bile yakıştıramıyorum kendime. ama buda elimde değil işte. Söylemeyim, anlatmayım diyorum aklıma gelince tavrım değişiyor, bilmen lazım, anlaman lazım beni.. geçmedi bende. Hazmedemediğimden büyük kısmı da sanırım olanları. Bana nasıl yapılır, sen nasıl yaparsın.. en çok acı verende neyse..  hepsi, hepsi ayrı ayrı acıttı..





Bir kez daha soruyorum sana ama zaman deme lütfen. Geçer mi bu acı, bu tıkanmalar, göz dolmaları, hazmedememe? Bende herkes gibi, eskisi gibi, en önemlisi aşık olduğun gibi olacak mıyım tekrar? Bu beni hiç sevmedim çünkü…

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Umur Samaz



Umur Bey 1800'elerin sonu, 1900'lerin başında yaşamış, dönemin büyük düşünürlerinden ama kendi halinde bir adamdı.

Öğretisi açık ve netti: Umursamamak

Gerçi Umur Bey'in hiç umrunda olmadı bunlar. Umur Bey statü atlama çabasına girmedi. Hem ne gereği vardıki ?

Ona göre hayat, küçük küçük sınavların oluşturduğu büyük bir sınavdan ibaretti. Tam anlamıyla böyleydi.

Sınav ise en kolayında bile bile bi kaybedenin olduğu savaşlardı.

Savaşın, kaybedenin olduğu yerde tam anlamıyla mutluluk yoktur.

Bu düşünce ile mutlu bir hayat, yaşamın kıyısında hatta bittiği yerde başlar.

Umur Bey'in adı da umursamazlığıda zaten burdan geliyordu. Böyle bi düşünce bataklığına saplanmış Umur'un umursamazlığı öyle boyutlara ulaştık ki düşlediği mutluluğu uğruna ölüme kalkışmıyordu. Öylesine yaşıyordu. Ölüm de yaşam da umrunda değildi. Kazanınca sevinmeyip, kaybedince üzülmüyordu. Hiç birşey onu tatmin etmiyordu. Çünkü ortada tatminsizlik yaratacak bi beklentisi yoktu.

Umur Bey Venedik'te yaşıyordu. Oraya nasıl gittiği ise herkes için soru işaretiydi. Bir takım rivayetlere göre Umur Bey gece rüyasında nehrin ortasında bir sandalda olduğunu görür ve gözünü açtığında Venedik'te uyanır. O günden beride ermiştir kendisi. Gerçi bunu yalnız ardında kalanlar bilir ama onun pek umrunda değildir. Zaten onun yaşadıklarını ertesi gün o Venedik'teyken anlatan halkın rivayetine ne kadar güvenilir meçhul ama adı üstünde rivayet işte.

Venedik'te sandalda uyanan Umur Bey yüzme bilmezdi. Durum çok vahimdi ama o Umur Samaz'dı. Sandalıyla yanaştığı boş binalardan birinin dibine demir attı ve oraya yerleşti. Kimse de yadırgamadı. Oda Venedik'i yadırgamadı. her gece sandalda uyudu. Uyandığında elini yüzünü yıkadı. Gece konduğu binasına girer. Akşam vakti çatıya çıkıp ayı izler. Gece tekrar sandalına dönerdi.

Hayatı bu rutinde devam etti. Yıllar yılları kovaladı. Bir gece Umur Bey uyumak için sandala inmedi. Çatıdan ayaklarını sarkıtmış vaziyette, yine aya bakarak yavaştan uyuklamaya başlamıştı. Yavaş yavaş gözleri kapandı, olduğu yerden kaydı ve ilk kez o gece göğe değil de nehire bakmış oldu. Orda çok güzel bir yansıma vardı. Ay vardı, yakamoz vardı ve o da nesi...

-"Sen ne yapıyorsun sersem !"

Esmer bir kız... Uzun saçları boyanmaktan biraz yıpransa da lisede çok güzel ve sağlıklı saçları olduğu belli oluyordu. Hatta belki lisede "Blendax Güzeli" olarak anılmıştır o yıllarda. Kahverenginin en güzel tonuydu gözleri. Dudakları ne itici olacak kadar kalın ne de yokmuş çasına inceydi. Güzeldi... İlk Bakışta bunlar çarpmıştı Umur Bey'in şu zamana kadar ama olan gözlerine. Sonra kulaklarında bir ses yankılandı. Karşı apartmanda oturduğunu tahmin ettiği ve şu zamana kadar neden dikkat etmediğini düşündüğü kızın yansıması sesleniyordu ona.

diyordu ki: Sen ne yapıyorsun sersem !

Hayatında ilk kez birşeyi ciddiye aldı. Kanalın içindeki suya değmeden tüm gücüyle haykırdı.

"Ne hoş bi sesin var esmer güzeli ama sersem demen çok koyd..."

Melodiler..



"Melodiler kelimelere beş çeker." Murat Menteş


Aşkı kelimelerle anlatmaktan daha kolay sanki bu şekilde..